EŞİMİN MEME KANSERİ OLDUĞUNU
ÇOCUĞUMA NASIL ANLATMALIYIM?
Eşinize meme kanseri tanısı kondu. Bu kendi başına
sizi ve özellikle eşinizi derinden sarsan bir durumdur. Eşinizi düşündüğünüz
kadar çocuğunuz ya da çocuklarınızı düşünmenin, onlara bu haberi vermek ve
verirken de onları bu haberin yaratacağı sarsıcı etkiden korumanın da üzerinize
düşen bir görev olduğunu düşünüyorsanız elbette haklısınız. Anne babadan birini
kaybetmek ise bir çocuğun hayatında en korkutucu olayların başında gelir.
Çocuklarımızı bu dünyanın acımasız ve korkutucu yüzünden korumaya çalışırız.
Öncelikle kendi yaşadığınız korku,üzüntü ve öfke
gibi yakıcı duyguları çocuklara bire bir yansıtmak ya da ifade etmek yerine
onlara “her şeyin iyi olacağını” söylemek daha uygundur. Kendi dünyalarında
kontrol altında oldukları hissini vermek için neler olduğunu bilmelerini
sağlamalı, duygularıyla baş etmeleri konusunda da onlara yardım etmeliyiz.
Önce kendi duygularınızı denetleyin
Onlara yardım edebilmek için önce kendi
duygularımızla başa çıkabiliyor olmamız gerekir. Oysa kanser tanısı beraberinde
volkanik patlamalar kadar yoğun korku, öfke, çaresizlik, isyan, karamsarlık
duygularını beraberinde getirir.
Bu duygularla başa çıkmada destek grupları son
derece önemlidir. Bu gruplarda benzeri deneyimleri olan kimselerle duygular
paylaşılır ve desteklenir. Yakın bir arkadaşınız da sırdaşlık edebilir. Sizi
dinleyecek ve anlayacak bir çift kulağa ve seven bir yüreğe gereksinimiz
vardır. İyi arkadaşlar ve dostlar bu günler içindir.
Bir süre yalnız kalın. Duygularınızı,
yaşadıklarınızı düşünün, değerlendirin, korkularınızla yüzleşin.
Şimdi çocuğunuza kulak verin
Çünkü onları dinlediğimizde çocuklar kendilerini
daha değerli hissederler. Ayrıca dikkatle dinlediğinizde onların bu olay
hakkında geliştirdikleri baş etme yöntemlerinin de farkına varırız. Örneğin küçük çocuklar sıklıkla kendileri
kötü oldukları için annelerinin hastalandığına inanırlar. Bu mantığa dayanarak
da eğer kendileri çok çok iyi olurlarsa annelerinin iyi olacağını düşünürler ve
küçücük omuzlarına annelerini iyileştirmek gibi ağır bir yük yüklerler.
Ne
düşündüklerini nasıl anlayabiliriz ?
Bunun bir yolu onlarla oyun oynamaktır. Oyun
sırasında, hiç de beklemediğimiz bir anda en sürpriz düşünceyle karşılaşıverirsiniz.
Bir baba çocuğuyla dolaşırken hiç beklemediği anda onun şu sorusuyla
karşılaşabilir: baba benim saçlarım ne zaman dökülecek ? Bu, çocuğun dünyasına
girebilmek için açılmış bir penceredir. O zaman açık uçlu yani çocuğun her
türlü düşünce ve duygusunu anlatmasına olanak sağlayacak bir soruyla karşılık
vermek en iyisidir. "Neden bana
saçını kaybetmekle ilgili bu soruyu soruyorsun ?” ya da “Sanki annenin
hastalığı hakkında düşünüyor gibisin, bu konuda konuşmak ister misin ?”
Onlar konuşurken iyi bir dinleyici olabilirseniz
çocuğunuzun bu konudaki kaygılarını keşfedebilirsiniz sonra da beraberce onun
düşünce ve duygularını inceleyebilirsiniz.
Bu, karşısındaki bireyle eşit bir iletişim
kurabilmek, karşıdaki bireyi anlamak amacıyla, anlatılanları dinlediğini belli
eden baş sallama, onaylama anlamına gelen ufak sözcükler ve seslerle, onun
söylediklerini yansıtma ile öne doğru eğilme ya da hafif dokunuşlar gibi vücut
diliyle de desteklenen dinleme şeklidir ki karşıdaki birey kendini anlaşılmış
hisseder ve genellikle daha fazlasını anlatır.
Çocuğunuz duygularını paylaşmaya başlayınca,
duygularını olduğu gibi kabul edin. Yargılamak, olumsuz sözel ya da bedensel
tepkilerde bulunmak, sitem etmek gibi davranışlar iletişimin kesilmesiyle
sonuçlanır.
Arada onun anlattığı şeyler arasında ne
hissettiğine ve bu hislere neyin neden olduğuna ilişkin anlattıklarının
esasının ne olduğunu özetleyip ona bunları kendi sözcüklerinizle aktarın. Bu
tür durumlarda sadece susup dinlemek yeterli değildir. Kendisini anladığınızı
çocuğunuza sözel olarak da ifade etmeniz gereklidir. Onun duygularını
(mutsuzluk, kaygı, suçluluk) basit sözcüklerle adlandırmanız gerekir.
Yanıldığınızı düşünüyorsa sizi düzeltmesine izin verin. Böylece çocuk, hem güvenerek duygularını
açtığı kişinin onu dinleyip anlamış olduğunu hisseder hem de kendi duygularını
daha iyi algılar. Böylece onun baş edemediği duyguların üstesinden gelmesine,
kendisi için daha iyi seçimler yapmasına yardım etmiş olursunuz.
Bunları yaparken yavaş bir tempoyla konuşun, saygılı
ve sakin olun ve basit onun anlayabileceği sözcükler kullanın. Daha sonra da
onu rahatlatacak yatıştıracak sözler söyleyin. Farklı bakış açılarından söz
edin. Bu yakınlık anları kısa sürdüğünden onun anlayabileceği dille ve
kaldırabileceğini, almaya hazır olduğunu düşündüğünüz miktarda bilgi verin. Zaten çocuklar yeterli bilgi aldıklarını düşündüklerinde
kendileri konuyu değiştirirler.
Söz uzatılmaz ve basit sözcükler kullanılırsa üç
yaşındaki çocuklar bile bu yöntemin kullanılması için küçük sayılmazlar.
Büyük çocuklar daha uzun konuşabilirler. Ergenlik
çağındaki çocuklarla ise daha az iletişim kurma söz konusu olabilir. Konuşma ve
tartışma fırsatı yakalamak için onlara daha fazla zaman harcamanız gereklidir.
Bu yolla çocuğunuz duygularını sizinle paylaştığı
için duygu yükünü hafifletmiş olacaktır. Duyguları ve davranışları üzerinde
daha çok denetim kazanacaktır. Ayrıca aranızdaki iletişim gelişecek daha yakın
bir ilişki kurulacaktır
Onlara gerçeği söyleyin
Kanser hakkında çocuğa ne söylenebilir ? Ona
gerçeği söyleyin. Nasıl söyleyeceğiniz ise çocuğun yaşı ve kişilik yapısına
göre değişir. Küçük bir çocuğa, “annen hasta, çok kuvvetli ilaçlar alıyor o
nedenle kendini kötü hissediyor; seni bu nedenle okula ya da parka götüremiyor
ama o seni hala çok seviyor ve hızla iyileşmeye çalışıyor” denebilir.
Daha büyük çocuklardan hastalığın korkutucu yanları
saklanmamalıdır. Bu konular hakkında ailenin açıkça konuşabildiğini görmek
onlar için önemlidir. Çünkü onların kafasında kanser hakkında daha karmaşık düşünceler
oluşabilir. Annesinin kanser olduğunu ve evet ölebileceğini olabildiğince basit
bir şekilde söyleyin. Ancak bu gerçeğin hemen arkasından bir çok insanın bu tip
kanseri yendiğini ve erken teşhis edildiği ve çok iyi bir doktoru olduğunu ve
annesinin iyileşmek için elinden gelen her şeyi yaptığını söyleyin. Bu onun ümitlerini canlı tutacaktır. Size
başka sorularla geldiğinde ona açıklama yapacağınızı söyleyin.
Onları hastalığın gelişmelerinden ve uygulanan
tedavilerden haberdar edin. Çalışmalar çocukların çevrelerindeki olaylardan
haberdar olduklarında onlarla baş edebilme yolları geliştirdiklerini ve
kendilerini daha güvende hissettiklerini göstermiştir. Olayları kontrol
edebildiği hissi insanlar için çok önemlidir. Hastalığın seyrini değiştiremeyeceğini
bilmek dahi o konuda bir kontrol hissi sağlar. Hiçbir şey olmasa da bu durum
insana kendini olabilecek olaylara hazırlama şansını tanır.
Evde Bakımda Kaliteli Hizmet İ Evde Bakım
Bakımı paylaşmak
Bir anne oğlunu korkutucu gerçeklerden korumak
amacıyla ona kanser olduğunu söylemez. Ancak oğlu çevrede olup bitenlerden
annesinin hayatında bir şeylerin kötü gittiğini anlar ve ona bir gün “sen
ölecek misin” diye sorar. Anne ondan
durumunu saklamanın olanaksız olduğunu anlayarak ona gerçeği anlatır ve tedavi
olmak ve kanseri yenmek için elinden geleni yaptığını anlatır. O günden itibaren oğlu annesinin sağlığı ile
yakından ilgilenip onu korumaya başlar. Bu onun annesinin sağlığı üzerinde
kontrol gücünü elde etmesiyle açıklanabilir ama çocukların annelerinin sağlık
yükünü omuzlayan ufak erişkinler haline gelmelerini istemeyiz. Fakat sevdikleri
insan için destek verenlerin yanında emek sarf etmek onlar için önemli bir
hayat dersi olacaktır. Böylece hayatta kullanabilecekleri bazı becerileri de
edinebilirler.
Değişiklikleri gözlemleyin
Bu, çocuklarımızın stresle ne denli baş
edebildiklerini gözlemlemek açısından önemlidir. Normalden az ya da çok yeme,
uyku durumunda değişiklikler, diğer çocuklarla oyun oynamada isteksizlik, diğer
çocuklarla kavgalaşma stresle başa çıkamamanın göstergesi olabilir.
Ergenlik çağındakiler arkadaşlarını bahane ederek
ya da başka bahanelerle evden daha sık uzaklaşabilirler. Bazı çocuklarda okulda
derslere konsantre olmada eksiklik, okul başarısında düşme gözlenebilir.
Sonuçlara değil davranışın nedenine yönelinmelidir.
Çocuklarda ve ergenlerde depresyon kendini kolay
sinirlenme ya da gerginlik hali ya da yeme durumunda bozukluk ya da beklenen
kadar kilo alamama şeklinde gösterebilir. Bu durumun arkadaşlarla ilişkilerinde
ya da okul yaşamında sorun yaratıp yaratmaması, okul başarısının düşmesi önemli
bir noktadır. Çocuk ya da ergenlerde depresyon tanısı koymak için anne-baba ve
çocukla ile görüşülmesi, öğretmenleri ve okulun rehberlik görevlisi ile
görüşmeler yapılması, çeşitli psikolojik test ve ölçeklerin uygulanması
gereklidir. Çocuğunuzun depresyonda olduğundan şüpheleniyorsanız vakit
kaybetmeden çocuğunuzu sürekli izleyen bir aile hekimi ya da çocuk uzmanı varsa
bu hekime ya da doğrudan bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalısınız. Aile
hekimleri ya da çocuk hekimleri size uygun bir çocuk psikiyatristi önerecektir. (Eyüp Sabri Ercan, Atilla Turgay Mutsuz
Çocuk. 2. Basım Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004.)
Peki ya ölüm
Aile içinde ölüm büyük küçük tüm aile bireylerini
derinden sarsan en kötü olaydır. Yakınını kaybeden kişi yas tepkisine girer.
Kayıptan bir ay sonraya kadar süren yas tepkisi tamamen normal kabul edilir.
Kişinin özelliklerine ve ölenin yakınlık derecesine göre bu durum bir iki ay
daha uzayabilir. Daha fazla uzayan yas normal dışı olabilir. Hekiminizin
değerlendirmesi gerekecektir. (Kaan
Arslanoğlu. Psikiyatri El Kitabı. 4. basım. Adam Yayınları,İstanbul, 2002.)
Çocuklar ölümü farklı yaşlarda farklı algılarlar.
İlk yaşlarda ölüm, korkutucu olmaktan daha çok belirsiz bir kavramdır. Çocuklar
çevredekilerin konuşmalarından neler olup bittiğini anlamaya, kendilerince
olaylara bir anlam vermeğe çalışırlar. “Üç dört yaş çocukları için ölüm, uzun
bir ayrılık ya da dönüşü olmayan uzun bir yolculuktur.” “Beş yaşlarından
itibaren ölüm uzun bir uyku ile aynı anlama gelir ve korkutucu yüzünü
göstermeğe başlar.” Bu yaş çocukları ölümden daha çok yalnız kalmaktan, onlar
için yaşamsal olan gereksinimlerinin artık yerine getirilemeyeceğinden
korkarlar. Ölen yakınların cennete gittiğini düşünmeleri yatıştırıcı etki
yaparken, “anneni üzersen annen ölür, sen de yalnız kalırsın” şeklinde ifadeler
kullanmak korkuyu artırır. 8-10 yaşlarında ise yavaş yavaş ölümün geri
döndürülemez bir son olduğu fikri anlaşılmaya başlar. (Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı Çocuğun
kişilik gelişimi, yetiştirilmesi ve ruhsal sorunları, 24. basım, Özgür Yayınları, İstanbul, 2000.)
Çocuklar uzun süre yas tutamazlar. Çoğu oyunlarına
kısa süre içinde geri döner. Bazı çocuklar ise tepkisiz kalabilir, bu konuda
soru sormayabilir; bazıları da aşırı neşeli bir ruh hali
sergileyebilirler.Çocuğun bu davranışı onun olayı inkar yoluyla kendini
savunuyor olması şeklinde açıklanabilir. Katlanılamaz olan bir olaya uyum
sağlamaya çalışıyordur. Daha önceden iyi bir iletişim kurulamamışsa kendi
yaptığı yaramazlıklar sonucu cezalandırıldığını düşünüp suçluluk hisleriyle
dolabilir. Çocuğun gerçek duygu durumu “gece korkuları, kabuslar, tikler,
bayılma ya da titreme nöbetleri, çeşitli bedensel şikayetler, dalgınlık, okulda
başarısızlık, davranış bozuklukları“ şeklinde kendini gösterir.
Olumsuz yaşam olayları yaşayan çocuk ve ergenlerde
depresyon görülme riski artmaktadır. Okul öncesi çağda anne ölümü ağır ruhsal
bozukluklara, depresyona sebep olabilir ancak bu tüm çocuklar için geçerli
değildir. Burada çocuğun annesinin ölümünden sonra oluşan boşluğu kimin nasıl
doldurduğu kadar annenin ölümüne kadar ailenin huzurlu olup olmadığı da
önemlidir. Aile içi huzursuzluk çocuğun depresyona girmesinde bir risk
faktörüdür, özellikle aile içi şiddet olduğunda bu risk daha da artmaktadır.
Anne babanın geçimsizliği, ilişkilerin ve aile içi iletişimin kopuk olması,
aile bağlarının zayıf olması çocuklarda başlı başına bir depresyon ve diğer
psikiyatrik bozukluklar açısından bir risk faktörüdür. (Eyüp Sabri Ercan, Atilla Turgay Mutsuz Çocuk. Çocukluk ve ergenlik
döneminde depresyon. 2. Basım Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004.) Hayatta
kalan yakının ya da çocuğa bakan kişilerin olumlu davranışlar göstermesi
depresyonu engelleyebilir.
Annenin ölümünden sonra sağ
kalan eşe düşen en zor görev bu haberi çocuğa vermektir. Baba kendini
toparladıktan sonra bu haberi çok da geciktirmeden çocuğa vermelidir. Baba
yoksa, çocuğun sığınabileceği güvenebileceği bir kimseden haberi alması uygun
olur. Çocuk eğlendirilmeye çalışılmamalıdır. Çocuk yaslı havayla bu durumu
bağdaştıramaz, aklı karışır. Evdeki ağlamalar ya da haykırış dövünme gibi
tepkilerden uzaklaştırmak amacıyla eve yakın bir akraba yanına bir süre
gönderilebilir. Çok da uzağa gönderilmemelidir. Üzgün görünmüyorsa
suçlanmamalıdır. İnkar davranışı gösteriyorsa sabırla hazır olması
beklenmelidir. Genellikle bu durum birkaç hafta sürer. Taşkınlıkları varsa, bu
da sabırla karşılanmalıdır. Açık bir
iletişim kurmaya, onu dinlemeye özen gösterin. Soru sormasına olanak yaratın.
Hep yanında olacağınızı belirtin ona koşulsuz destek sunun. Üzüntüsünü
gösterebileceğini kendini hazır hissettiğinde konuşabileceğinizi ve ona
istediği desteği vermeye hazır olduğunuzu belirtin. (Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı Çocuğun
kişilik gelişimi, yetiştirilmesi ve ruhsal sorunları, 24. basım, Özgür Yayınları, İstanbul, 2000.)
Evde Bakımda Kaliteli Hizmet İ Evde Bakım
Kaynaklar
1- Karen Haas, Executive Director, Cancer Support and Education Center from the July, 1999 CBHP Newsletterhttp://www.cbhp.org/Frames/CBHPFrame.html 30.08.04 tarihinde erişilmiştir.
2- Lynn Clark. Çeviren: Gültekin Yazgan. SOS! Ana Babalara Yardım. Çocukların gündelik davranış sorunları için pratik öneriler kılavuzu. Evrim Yayınları. İstanbul.
3- Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı Çocuğun kişilik gelişimi, yetiştirilmesi ve ruhsal sorunları, 24. basım, Özgür Yayınları, İstanbul, 2000.
4- Kaan Arslanoğlu. Psikiyatri El Kitabı. 4. basım. Adam Yayınları,İstanbul, 2002.
5- Eyüp Sabri Ercan, Atilla Turgay. Mutsuz Çocuk. 2. Basım Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004.
Hazırlayan: Doç.Dr.Pemra C. Ünalan
Evde Bakımda Kaliteli Hizmet İ Evde Bakım

Hiç yorum yok: